Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Bolu Şube Başkanı, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Gazisi Emekli Piyade Kıdemli Binbaşı Ahmet Şerafettin Yamaner, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

Yamaner açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“30 Ağustos’ta kazanılan bu zafer, sırtına saplanan esaret hançerini ulusça söküp atan, özgürlüğünü almak isteyenleri tüm dünyanın önünde dize getiren Türk ulusunun diriliş destanıdır. 30 Ağustos Zaferi kazanılmasaydı ne İstanbul’un fethini ne Çanakkale Zaferi’ni ne birçok ilin kurtuluşunu ne de Malazgirt Zaferi’ni kutlayacağımız bir Türkiye olmayacaktı. İşte bu zaferi kutluyorsak, bunu 30 Ağustos Zaferi’ne borçlu olduğumuz bilinmelidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi, Büyük Taarruz’un her muharebesi askerlik sanatının harikasıdır. Çünkü her muharebe iyi düşünülmüş, iyi planlanmış ve iyi uygulanmıştır. Muharebeyi yöneten subayların hepsi komutanlık kabiliyetlerini ve yiğitliklerini bu muharebede ispatlamışlardır.

Büyük Taarruz, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlığının ölümsüz anıtıdır.

Bağımsız bir devlet kurmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın vicdanından ve Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, minarelerimizde ezan sesini duyabiliyorsak, nefes alabiliyorsak; her şeyi Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.

30 Ağustos, Türk milletinin emperyalist güçleri dize getirdiği, emperyalizmi yendiği zaferin adıdır.

Türk ordusu orada sadece Yunan ordusuna karşı bir zafer kazanmamıştır; Yunan ordusuna ekonomik olarak, silah olarak, teçhizat olarak her türlü desteği veren emperyalist Batı devletlerini de yenmiştir.

Şu anda durum farklı değil. Ege’de Lozan Antlaşmaları’yla hilafına adalar işgal edildi. Yunan bayrağı yanına Amerikan bayrağını diktiler.

Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve şu anda Güney Kıbrıs Rum kesiminde durum aynı değil mi?

Karşımızda sadece Yunanistan yok. İngiliz’i, Amerika’sı, Fransız’ı, İsrail’i; bütün Batılı devletlerle yürütülen bir mücadele söz konusudur.

Türk ordusunun en büyük gücünün, yetişmiş subaylar ve bu subayları yetiştiren Kara, Deniz, Hava liselerinin ve Harp okullarının bulunmasıdır.

Kuleli Askerî Lisesi ve Kara Harp Okulunda eğitimini tamamlayan emekli bir subay olarak en büyük isteğim, askeri liselerin yeniden açılmasıdır.

Bütün dünya devletlerinde askeri liseler vardır.

Ülkenin dört tarafı, Türkiye’yi bölmek ve parçalamak isteyen düşmanlarımızla çevrilidir.

Bu bakımdan, ekonomik güçle beraber askeri güçlede güçlü olmak zorundayız.

Bolu’da “Kadın Çiftçiler Yarışıyor” Yarışması Büyük İlgi Gördü
Bolu’da “Kadın Çiftçiler Yarışıyor” Yarışması Büyük İlgi Gördü
İçeriği Görüntüle

Eşsiz komutan Gazi Mustafa Kemal, kazanılan büyük zafer hakkında şunları söylüyor:

“Türk ordusunun, Türk zabıtan ve kumanda heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığı tarihte bir kere daha tespit edilen muazzam bir eserdir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan ilelebet mesut ve bahtiyarım.”

Kendine olan güveni, hukuka olan saygısı o kadar yüksekti ki; Erzurum’da askerlikten istifa ederek kendini her rütbenin üstünde tutmasını bildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, “oy birliği” ile 5 Ağustos 1921 günü, Mustafa Kemal Paşa’ya savaşı yönetmeye ilişkin yetkilerini içeren “Başkomutan” unvanını verdi.

Meclis yetkiyi verdikten sonra, Mustafa Kemal Paşa, milli egemenlik ilkesine bağlılığını gösteren bir önergeyi meclise sunarak bu yetkinin üç aylık bir süre ile sınırlandırılmasını istedi.

Başkomutan olduğunda, kendisinin rütbesi Osmanlı Divan-ı Harbi Örfi mahkemesince alınmıştı.

Başarılı olmak için komutanın rütbeye, Mehmetçiğin kıyafete ihtiyacı yoktu.

“Efendiler, para vardır, para yoktur; ister olsun ister olmasın, ordu vardır.” diyerek Türk’ün askeriyle güçlü olduğunu belirtiyordu.

Mustafa Kemal’in halkına güven duyması, birleştiriciliği; Çanakkale Savaşı’nda “Ben size çekilmeyi değil, ölmeyi emrediyorum” diyen bir komutanın emrine “Allah Allah” diyerek düşmana saldıran Mehmet’in komutanına inanması, güvenmesi ve ona kurtarıcı gözüyle bakması kurtuluş hızını artırmıştır.

Meydan Muharebesi denilince akla Sakarya gelir, Dumlupınar gelir. Böyle kesin sonuçlu muharebelere “ölüm kalım savaşı” denir. Meydan muharebelerinin sonunda bazı devletler batar veya devletler doğar.

103 yıl önce artık öldüler, bittiler denilen Türkler, Anadolu’nun ortasında bir yıl içinde iki büyük meydan muharebesini kazanarak bugünkü Cumhuriyet devletini kurmuşlardır.

Eşsiz komutan Gazi Mustafa Kemal, kazanılan büyük zafer hakkında şunları söylüyor:

“Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumandan heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığı bir kere daha tespit edilen muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkomutanı olduğumdan ilelebet mesut ve bahtiyarım.”

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı anlamak için “Büyük Zafer” öncesi neler yaşandı, nasıl kazanıldı, bunları bilmek gerekir.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile yeniden vatan yapıldığını bilmeyenler, “30 Ağustos Zafer Bayramı’nı” kutlayamaz.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması ile yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür yaşama hakkımıza son veriliyordu.

Mondros mütarekesini hatırlayalım;

Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının itilaf devletleri tarafından işgali,

Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek,

Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.

Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler Osmanlı gemileri onlara hizmet edecek,

İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edecektir.

Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri tarafından kontrol altına alınacaktır.

Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.

Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.

Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.

Osmanlı Hükûmeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.

SEVR ANLAŞMASI

İtilaf devletlerinin desteği ile Sevr anlaşma hükümlerinin yerine getirilmesi için Yunan Ordusu 23 Haziran 1920’de Anadolu’da ve Trakya’da saldırılara geçti. Batı Anadolu (İzmir ve Havalisi) Yunanlılara verilecektir. Güney sınırı ise Mardin, Urfa, Gaziantep, Osmaniye Fransa’ya, Doğubeyazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan Ermenistan’a, Irak ve Suriye arasında Kürdistan kurulacak, İtalyanlar Antalya, Konya,

Fransızlar Adana, Sivas, Malatya, İngilizler Irak’ın kuzeyi petrol yatakları Sevr Antlaşmasına göre memleketin içindeki azınlıklar Türklerden daha fazla hakka sahip olacaklar. Bu şartlar altında yapılacak tek şey Büyük Taarruz olacaktı.

26 Ağustos 1922 günü saat 05.30’da topçu ateşi ile Büyük Taarruz başladı. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’in 30 Ağustos 1922 günü Dumlupınar’da yönettiği Türk ordusu, Yunan ordusunu iki taraftan kuşatmaya başladı. Türk ordusunun önünde 400 kilometre mesafe vardı. Yunan ordusu kaçarken tüm köy, kasaba ve şehirleri yakarak ilerliyordu.Esirler arasında; bozulan Yunan ordusunun Başkomutanı Trikupis 2nci kolordu Komutanı General Digenis, 4ncü Tümen Komutanı General Dimaras, 12nci Tümen Komutanı Alb. Kallidopulus, 13ncü Tüm. Komutanı Alb. Kalpalis ve yardımcıları vardı. Bu savaşa Başkomutanlık Meydan Muharebesi de denilmektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı Müdafaa yoktur, Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” Sözleri dünyaya mal olmuş sözlerdir. Bu savaşlar Subaylar Savaşı olarakta tarihe geçmiştir.

“Atatürk’ün dediği gibi “Bir ordunun kudreti Subay ve Komuta heyetinin kıymeti ile ölçülür.”

Çanakkale savaşında üstün düşman güçleri karşısında geri çekilmekte olan askere” Ben size çekilmeyi değil ölmeyi emrediyorum, Mevzi al” komutunu veren Mustafa Kemal sayesinde düşman Çanakkale’den atılmıştır. İşte bu emri askeri ortaokulunda ve Askerî lisede okuyan bir komutan verebilir. O askerde komutanının bilgisine ve eğitimine güvendiği için emri yerine getirmiştir.

31 Temmuz 1920’de Atatürk Afyon Kolordu Dairesinde subaylara “Millet bağımsızlığının korunmasını ordunun ruhunu oluşturan subaylardan bekler, işte subayın yüce olan görevi budur. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Bundan sonra engeller ve müşkülat kalmaz.” diyerek subayın önemini belirtmiştir.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde kazanılan bu zafer, Kahraman ordumuzun cesaret ve fedakarlığı sayesinde kazanılmıştır.

Bu güzel vatanı canları ve kanları pahasına bizlere emanet eden başta en büyük Komutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Tüm Şehit ve Gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.”

Muhabir: Sinem Altunay