Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), artan hayat pahalılığı, maaş artışlarının yetersizliği ve gelir adaletsizliği gerekçesiyle ülke genelinde iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Bolu’da eylem kapsamında Kardelen Meydanı’nda toplanan kamu emekçileri adına basın açıklamasını, KESK Dönem Sözcüsü ve SES Bolu Şube Eş Başkanı Fatma Öztürk Koçyiğit okudu.
Koçyiğit, kamu emekçilerinin yıllardır artan enflasyon karşısında geçim sıkıntısı yaşadığını, maaş artışlarının temel ihtiyaçlardaki fiyat artışlarını karşılamaktan uzak kaldığını belirterek, iş bırakma kararının zorunlu hale geldiğini söyledi.
“İNSANCA BİR YAŞAM İÇİN BUGÜN HİZMET ÜRETMİYORUZ”
Koçyiğit, kamu emekçilerinin taleplerini ve iş bırakma gerekçelerini dile getirerek, “Hepimizin hak ettiği insanca yaşam koşulları için bugün en temel hakkımızı kullanıyoruz. Üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, hizmet üretmiyoruz, iş bırakıyoruz. Çünkü emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bugün ülkenin dört bir yanında kamu emekçileri g(ö)revde. Yıllardır ‘geçinemiyoruz’ diye haykırıyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler bu haykırışı duymuyor, görmezden geliyor, yok sayıyor.” şeklinde konuştu.
Türkiye’de yaşanan ekonomik tabloya dikkat çeken Koçyiğit, enflasyon verileri üzerinden kamu emekçilerinin yaşadığı kayıpları, “TÜİK’in açıkladığı verilerle bile bakıldığında, en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasında yer alan bir ülkede yaşıyoruz. Genel enflasyondan gıdaya, kiradan eğitime kadar enflasyonun her türünde Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında açık ara birinci sıradayız. Avrupa’da bir yılda yaşanan enflasyonu biz yalnızca bir ayda yaşıyoruz.” sözleriyle aktardı.
“MAAŞLARIMIZ SAHTE VERİLERLE BELİRLENİYOR”
Koçyiğit, maaş artışlarının gerçek hayat pahalılığını yansıtmadığını vurgulayarak, kamu emekçilerinin gelir kaybının her yıl arttığını söyleyerek, “Buna rağmen her yıl aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Maaşlarımız, Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminlerine ve TÜİK’in gerçekliği tartışmalı verilerine göre artırılıyor. Son olarak 5 Ocak’ta açıklanan verilere göre maaşlarımızın yüzde 18,60 arttığı söyleniyor. Ancak bunun içinde enflasyon farkı var. Yani yaşadığımız kaybın bir kısmı bize zam gibi sunuluyor. Gerçek tablo şudur: Kamu emekçileri olarak 2026 yılına, taban aylıklarımıza yapılan bin liralık seyyanen artış da dahil edildiğinde ortalama yalnızca yüzde 12,5’lik bir artışla girdik. Bu artış, yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına bile denk gelmiyor.” dedi.
“ZAMLAR MAAŞ ARTIŞININ KAT KAT ÜZERİNDE”
Kamu emekçilerinin temel harcamalarındaki artışlara dikkat çeken Koçyiğit, “1 Ocak’tan itibaren toplu taşımadan sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerinden köprü ve otoyol geçiş ücretlerine kadar her kalemde bizim maaşlarımıza yapılan artışın en az iki katı, bazı kalemlerde üç katı zam yapıldı. Kiralara ise maaş artışımızın neredeyse üç katı oranında, yüzde 35 zam geldi. Aralık ayında 55 bin lira maaş alan bir kamu emekçisi 25 bin lira kira ödüyordu. Ocak ayında maaşı 66 bin liraya çıktı. Ama kirası 33 bin 720 liraya yükseldi. Yani maaş zammı diye verilen artışın çok büyük bölümü daha elimize geçmeden kiraya gitti. Geriye kalan kısım ise adaletsiz gelir vergisi dilimleriyle daha cebimize girmeden buharlaşacak.” şeklinde konuştu.
“BU YOKSULLUK TESADÜF DEĞİL”
Koçyiğit, yaşanan yoksullaşmanın tesadüf olmadığını belirterek, toplu sözleşme sürecine ve sendikal yapıya da eleştiriler yönelterek, “Bu tabloyla ilk defa karşılaşmıyoruz. ‘Toplu sözleşme’ adı altında her seferinde danışıklı dövüş sahneleniyor. Bunun faturası ise bizlere daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik olarak kesiliyor. Üstelik bu tablonun sorumluluğu sadece iktidara ait değil. Yıllardır bir sendikadan çok iktidarın memur kolları gibi davrananların da bu tabloda payı var.” dedi.
Hakem Kurulu sürecine de değinen Koçyiğit, “Hakem Kurulu’nu işverenin noteri olarak tanımlayanlar, çağrılır çağrılmaz o masaya oturdular. Süreci tüm kamu emekçilerinin ortak mücadelesine dönüştürme çağrılarımıza kulak tıkadılar. İş işten geçtikten sonra da ‘oy kullanmadık’ diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar.” ifadelerini kullandı.
“SORUN KAYNAK YOKLUĞU DEĞİL, TERCİH MESELESİ”
Koçyiğit, bütçe politikalarına ilişkin değerlendirmesinde “Bize her hak talep ettiğimizde ‘kaynak yok’ deniliyor. Oysa sorun kaynak yokluğu değil, kaynakların kimin için kullanıldığıdır. Toplanan her 100 liralık verginin önemli bir bölümü faize, teşviklere, silahlanmaya ve yandaş müteahhitlere aktarılıyor. Yoksullukla mücadeleye, istihdama, tarıma ve adalete ayrılan pay ise yok denecek kadar az.” şeklinde konuştu.
TALEPLER UZUN UZUN SIRALANDI
Koçyiğit, kamu emekçilerinin taleplerini kamuoyuna duyurarak, “Maaşlarımıza Ocak ayından itibaren ek yüzde 20 artış yapılmasını istiyoruz. 2023 Temmuz’unda verilen ilave seyyanen ödemenin taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge verilmesini, ilave seyyanen ödemenin emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz. Grevli toplu pazarlık hakkımızın önündeki engeller kaldırılmalı, en geç Haziran ayı sonuna kadar gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmalıdır. En düşük kamu emekçisi maaşı yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı, kira, kreş ve yol desteği sağlanmalıdır. Bugün susarsak yarın geç kalırız. Bugün durursak yarın yok sayılırız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz. Yaşasın örgütlü mücadelemiz.” dedi





