Siyaset sahnesi dışarıdan bakıldığında hep ideolojilerin, büyük vizyonların, projelerin çarpıştığı bir arena gibi görünür...

Ancak perdenin arkasına, o güç dengelerinin karanlık dehlizlerine inildiğinde, tarihin en eski stratejilerinden birinin hala kusursuzca işlediğini görürüz... Nedir o? “BAL TUZAĞI”...

Gücün getirdiği özgüvenin, kibrin ve kimi zaman o koca kalabalıklardaki yalnızlığın, duygusal bir illüzyonla manipüle edilmesidir bu...

Peki, günümüzün karmaşık siyasi ortamında bu eski yöntem neden hala bu kadar geçerli? Biz buna ne kadar “RASYONEL” yaklaşabiliyoruz?

GÜCÜN GETİRDİĞİ KÖRLÜK…

Uzun yıllar devlet kademelerinde veya siyasi partilerde yükselmiş, kriz yönetimi konusunda uzmanlaşmış koca koca figürlerin bu kadar basit bir manipülasyona yenik düşmesi dışarıdan bakıldığında şaşırtıcı gelebilir...

Ancak psikolojik bir analiz yaptığımızda denklemin gayet basit olduğunu görürüz... “GÜÇ”, beraberinde her zaman bir dokunulmazlık hissi getirir...

Karar verici pozisyonlarda uzun süre kalmak, kişide "BANA BİR ŞEY OLMAZ" yanılgısını besler...

İşte bal tuzağı tam da bu kontrol yanılsamasının zirve yaptığı anlarda devreye giriyor...

Hedef alınan kişi, tuzağı kuran aklın kurbanı olmaktan çok, kendi kibrinin ve zaaflarının kurbanı oluyor maalesef...

DİJİTAL ÇAĞDA BU İŞLER NASIL OLUYOR?

Günümüz siyasi iklimini geçmişten ayıran en önemli unsur bilginin yayılma hızıdır... Dijitalleşmedir...

Eski dönemlerin o loş otel odalarında kurulan geleneksel tuzaklar, bugün yerini çok daha “SOFİSTİKE”, asimetrik ve dijital yöntemlere bıraktı...

Bugün bir itibar suikastı için fiziksel bir temasa bile gerek kalmayabiliyor...

Sosyal medya üzerinden kurulan sahte ilişkiler, dijital ayak izleri, yapay zeka kurguları...

Günümüz siyasetinde bir aktörün tasfiye edilmesi için kurşunlara değil, bir anlık zaafiyetin dijital ortama sızdırılmasına ihtiyaç var...

Aman dikkat... Hanımlar, beyler... Siyasiler... Koltuklarda uyuyanlar... Uyanın lütfen...

Bu durum, siyaseti fikirlerin yarışından çok, hatasızlık veya hatayı gizleme becerisi üzerine kurulan bir mayın tarlasına dönüştürmüştür...

AKILCI BİR ÇIKIŞ YOLU VAR MI?

Siyasetin doğasındaki bu karanlık noktaya akılcı bir çerçeveden baktığımızda, çözümün sadece ahlaki vaazlarda değil, “SİSTEMATİK VE KURUMSAL ŞEFFAFLIKTA” yattığını görebiliriz...

Bireylerin hata yapabileceğini baştan kabul eden, gücü tekelleştirmeyen, denetim mekanizmalarını güçlü tutan yapılar, bu tür bireysel çöküşlerin tüm sistemi zehirlemesini engeller... Bizden söylemesi…

Sonuç olarak; isimler değişir, partiler değişir, dönemler değişir ama insan doğası aynı kalıyor...

Günümüzün gergin ve kutuplaşmış siyasi ortamında, olayları sadece günlük skandallar üzerinden okumak yerine; gücün nasıl denetlendiğini ve insanın bu güç karşısındaki zayıflığını iyi okumak lazım...

Sığ tartışmalara boğulmadan büyük resmi görmek hepimize fayda sağlayacaktır...

Saygılarımla...