Bazen bir şehir susar…
Ama o sessizlikte çok şey söyler.
Bolu tam da böyle bir yer.
Doğasıyla konuşur, havasıyla anlatır, insanıyla hissettirir.
Ama asıl soru şu: Biz onu gerçekten dinliyor muyuz?

14 Nisan 2026 günü saat 14.00’te BAİBÜ, Mavi Salonda gerçekleşen “Doğanın Kalbi Bolu’da Spor Turizmi Çalıştayı ve Paneli”, aslında tek bir gerçeği gözler önüne serdi:
Bolu, spor turizmi açısından olağanüstü bir potansiyele sahip… ama hâlâ tam anlamıyla kullanılmıyor.
Salon doluydu… ama bu sadece bir kalabalık değildi.
Büyük bölümünü üniversiteli gençler oluşturuyordu.
Gözlerinde merak, yüzlerinde dikkat, zihinlerinde gelecek vardı.
Aslında o salonda sadece bir panel yoktu:
Bolu’nun yarını oturuyordu.
Etkinlikte açılış konuşmasını BAİBÜ Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Seyit Köse yaptı. Katılımcıları selamlayan Köse etkinlikte emeği olanlara ve etkinliğe destek olan kurum ve firmalara teşekkür etti.
Bu panele, Bolu’ya can suyu katan, yön veren Üniversitemizin kıymetli Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Coşkun Karaca, Prof. Dr. Kaya Yıldız ve Prof. Dr. Feridun Kaya, dekanlar ve akademisyenler de katıldı.
Programın açılışında konuşan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Faruk Yiğit, üniversitenin bu sürecin sadece izleyicisi değil, aktif bir parçası olduğunu vurguladı.
“Biz bu sürecin bilimsel rehberi ve yürütücüsüyüz” mesajı, aslında şehrin geleceğine akademik bir çerçeve çiziyordu.
Bolu’nun doğası kadar bilimsel gücünün de bu dönüşümün parçası olacağı netti.
Ardından söz alan Bolu Valisi Abdulaziz Aydın, spor turizminin artık bir tercih değil, şehirlerin kalkınma stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.
En kritik vurgusu ise iş birliğiydi:
Üniversite, kamu kurumları ve özel sektör aynı hedefte birleşmeden hiçbir vizyonun gerçeğe dönüşemeyeceğini net bir şekilde dile getirdi.
Bu cümle aslında bir çağrıydı:
Bolu için birlikte hareket etme çağrısı.
.
Panelin moderatörlüğünü Bolu Gençlik ve Spor İl Müdürü Emrullah Güler ve Bolu Kültür İl Müdürü İbrahim Emre Gürsoy üstlendi.
Tüm konuşmalar doğru eksene taşındı, derinleşti Bolu’yu anlattı.
Sahnedeki isimler ise Türkiye sporunun hafızasıydı:
Şenol Güneş, Harun Erdenay, Ertuğrul Sağlam ve Suat Çelen…
Her biri farklı branşta zirveyi yaşamış, sadece başarıyı görmemiş; o başarıyı inşa etmiş isimlerdi.
Konuşmalarda ortak bir gerçek vardı:
Spor turizmi artık sadece saha değil, yaşam alanı meselesiydi.
Şenol Güneş, sporun yalnızca sporcuya değil ailelere de hitap etmesi gerektiğini vurguladı.
Spor turizminin eğlence, yaşam ve sosyal alanlarla bütünleşmesi gerektiğini söyledi.
Harun Erdenay, Bolu’nun yüksek rakım avantajına dikkat çekerek bu coğrafyanın doğru planlandığında uluslararası kamp merkezine dönüşebileceğini ifade etti.
Yurt dışı deneyimlerinden örnekler vererek Bolu’nun aslında çoktan hazır bir “doğal kamp merkezi” olduğunu hatırlattı. Milli takımın Bolu’ya getirilebileceğini ifade etti.
Ertuğrul Sağlam ise çok net konuştu:
Bir şehrin spor merkezi olabilmesi için sadece tesis değil, tüm şehir dinamiklerinin aynı hedefe kilitlenmesi gerektiğini söyledi.
Yani mesele sadece spor değil, şehir bilinciydi.
Hemşerimiz ve Cimnastik Federasyonu Başkanı Suat Çelen ise Bolu’nun her branşta uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek güce sahip olduğunu vurguladı.
Spor turizminin vizyon işi olduğunu, doğru planlama ile Bolu’nun marka şehir olabileceğini ifade etti.
Panelin en dikkat çeken anlarından biri ise soru-cevap bölümünde yaşandı.
Ben de yazarınız olarak, panelistlere aşağıdaki soruyu yöneltme fırsatı buldum:
“Bugün burada dört farklı branşta zirveyi görmüş çok kıymetli isimlerle birlikteyiz. Aslında ortak noktaları şu: Başarıyı sadece yaşamamış, aynı zamanda inşa etmiş olmaları. Ben biraz da bu ‘inşa sürecinin sırrını’ merak ediyorum…”
Ve ikinci soruyu ekledim:
“Bugün burada oturan gençlerden biri 10 yıl sonra sizin yerinizde olacak. Onlara hayatları boyunca unutmayacakları tek bir cümle söyler misiniz?”
Ertuğrul Sağlam, panelistler adına cevap vererek, kısa ama çok net konuştu:
“Başarı yolunda asla vazgeçmesinler, yılmasınlar, planlı ve programlı çalışsınlar.”
Bazen bir cümle, bir ömrü özetler.
Ama belki de günün en güçlü gerçeği salondaydı.
Salonun büyük kısmı gençlerle doluydu.
Ve bu şehir ilk kez bu kadar net bir şey gösterdi:
Bolu sadece konuşulmuyor… geleceği izleniyordu.
Tüm bu tabloya rağmen değişmeyen gerçek şu:
Bolu’nun potansiyeli büyük… ama hâlâ tam anlamıyla kullanılmıyor.
Yedigöller, Abant, Gölcük, Seben Gölü, Arkut, yaylalar, ormanlar…
Hepsi hazır.
Ama sistem, planlama ve bütünlük hâlâ eksik.
Ve belki de en sessiz ama en güçlü eksiklerden biri: bisiklet.
Bu coğrafya, dünyanın sayılı bisiklet rotalarından biri olabilecek güçte.
Ama henüz bu hikâye başlamış değil.
Panelin sonunda ortaya çıkan görüntü çok netti:
Yoğun ilgi, fotoğraf kuyrukları, heyecan…
Ama aslında herkes aynı sorunun etrafında toplanmıştı:
Bolu hazır mı?
Yoksa gelecek mi hazırlanmalı?
Çünkü gerçek şu:
Bolu sadece cennetten bir köşe değil…
Doğru adımlarla sporun merkezi olmaya en yakın şehirlerden biri.
Panelin, Bolu, geleceğimiz ve Ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını Allahüteala’dan dilerim.
Panelin sonunda Baysal’ımızı hatırladım.
Bu yazının sonunda da, cennet mekân rahmetli Bolu’nun Babası İzzet Baysal’a teşekkür etmemek mümkün mü?
Bolunun babası olduğunu Üniversitende bir kere daha, iliklerimize kadar hissettik.