Dünya garip bir aynaya dönüştü.

Bu aynaya baktığımızda kendimizi değil, kaybettiğimiz değerleri görüyoruz.

Kur’an; adaleti emreder,

Kul hakkını en büyük hesap olarak önümüze koyar,

Emaneti ehline vermeyi, doğruluğu, ölçüyü, merhameti hayatın merkezine yerleştirir.

Kur’an’daki ahlaki ilkeler ile ülkelerin gerçek hayattaki uygulamaları ne kadar örtüşüyor?” sorusunu araştıran ve Hossein Askari öncülüğünde yapılan “İslamicity Index” (İslam’a Uygunluk Endeksi)

Bu araştırmanın en çok dikkat çeken sonucu şudur:

Kur’an’da vurgulanan adalet, dürüstlük, şeffaflık, liyakat, sosyal refah gibi ilkeleri en iyi uygulayan ülkeler, çoğunlukla Müslüman olmayan ülkeler çıkmıştır.

İlk sıralar (genel olarak)

Araştırmanın farklı yıllarındaki sonuçlar küçük değişiklikler gösterse de tablo genelde şöyle:

1. Ireland

2. New Zealand

3. Luxembourg

4. Iceland

5. Denmark

Devamında genellikle Canada, Finland, Sweden gibi ülkeler gelir.

İslam ülkeleri neden geride?

Araştırmaya göre bunun temel sebepleri:

Hukukun üstünlüğünün zayıf olması.

Yolsuzluk ve liyakat eksikliği.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik.

Eğitim ve kurumsal yapıların yeterince güçlü olmaması.

Yani çalışma şunu söylüyor:

İslam’ın değerleri başka yerlerde uygulanıyor, ama adı İslam olan ülkelerde yeterince hayata geçirilemiyor.

Peki biz neredeyiz?

İsim bizde, iddia bizde, kitap bizde…

Ama uygulama başkalarında.

Bu nasıl bir çelişkidir?

Asıl mesele şu:

Biz Kur’an’ı okuduk ama anlamadık.

Anladık ama yaşamadık.

Yaşamak yerine anlattık.

Anlatmakla yetindik.

Oysa Kur’an, raflarda durmak için inmedi.

Hayata yön vermek için indi.

Adalet mahkemelerde işlemiyorsa,

Liyakat kapıdan içeri giremiyorsa,

Kul hakkı sıradan bir mesele gibi görülüyorsa,

Orada ne kadar “biz Müslümanız” desek de, içi boş bir iddiadan öteye geçmez.

Bugün Batı dediğimiz ülkelerde insanlar,

Birbirinin hakkını çiğnememeye dikkat ediyor,

Vergisini veriyor,

Sıraya giriyor,

Emanete sahip çıkıyor.

Biz ise çoğu zaman

Kuralları aşmanın yollarını arıyoruz.

Sonra da dönüp “neden geri kaldık?” diye soruyoruz.

Cevap acı ama açık:

Çünkü biz değerleri konuşuyoruz, onlar uyguluyor.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor:

Sorun din değil…

Sorun, dini hayata geçiremeyen biziz.

Kur’an’ın istediği insan tipi ile bugün ortaya koyduğumuz insan tipi arasında derin bir uçurum var.

Bu uçurum kapanmadan,

Ne eğitim düzelir,

Ne ekonomi düzelir,

Ne de toplum huzur bulur.

Artık şu soruyu kendimize sormanın zamanı geldi:

Biz gerçekten inandığımız gibi mi yaşıyoruz,

Yoksa yaşadığımız gibi mi inanıyoruz?

Eğer bu soruya dürüstçe cevap veremezsek,

Listelerde alt sıralarda olmaya devam ederiz.

Ama eğer yüzleşirsek…

İşte o zaman değişim başlar.

Çünkü gerçek değişim,

İnsanın kendisiyle hesaplaşmasıyla başlar