Son yıllarda Türkiye’de ve dünyada asayiş olaylarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Parklarda başlayan tartışmalar kanlı kavgaya dönüşüyor, trafikteki basit anlaşmazlıklar ölümle sonuçlanabiliyor. Polis raporları ve haber bültenleri, yaralama, cinayet ve saldırı vakalarının ciddi şekilde yükseldiğini ortaya koyuyor.
Peki, bu tablo bir tesadüf mü?
Elbette hayır.
Uzmanlar, artışın ardında yalnızca ekonomik ve toplumsal faktörlerin değil, uzun yıllardır göz ardı edilen bir başka etkenin de olduğunu söylüyor: dijital şiddet kültürü.
Bilgisayar ve konsol oyunları, çocuklardan yetişkinlere kadar milyonlarca insanın hayatının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Masum bir eğlence gibi sunulan bu oyunların büyük bir kısmı, silah sesleri, patlamalar ve kan efektleriyle dolu. Bir araştırmaya göre, şiddet içerikli oyunlara günde iki saatten fazla maruz kalan gençlerin saldırganlık eğilimleri %30’a kadar artabiliyor ve empati düzeyleri belirgin şekilde düşüyor. Bu veriler, yalnızca çocukları değil, toplumun tüm katmanlarını etkileyen bir sorunun boyutunu gösteriyor.
Düşünün; saatlerce ekran karşısında sanal olarak öldüren, vurup kıran bir birey, gerçek hayatta çatışmayı konuşarak çözmeyi öğrenemiyor. Kaybettiğinde “reset” tuşuna basabiliyor; ama gerçek hayatın böyle bir tuşu yok. Öfke ve hayal kırıklığı, artık sanal dünyadan sokaklara taşınabiliyor.
Türkiye’de 2023 verilerine göre, yaralama ve cinayet olaylarındaki artış yıllık %15 civarında. Avrupa ve ABD’de yapılan çalışmalar ise şiddet içerikli oyunlara uzun süre maruz kalan bireylerin, sosyal çatışmalarda daha saldırgan ve empati düzeyi düşük olduklarını ortaya koyuyor. Bu, dijital şiddet kültürünün sadece bireysel değil, toplumsal bir risk oluşturduğunu gösteriyor.
Velilere, eğitimcilere ve karar vericilere büyük görev düşüyor. Çocukların ve gençlerin ekran başında geçirdiği süreyi bilinçli biçimde sınırlandırmak, şiddeti ödül olarak sunan içeriklere karşı dikkatli olmak gerekiyor. Eğitim kurumları, dijital okuryazarlık ve şiddet farkındalığı programlarıyla devreye girebilir. Ayrıca, medya ve oyun sektörü, şiddeti normalleştiren içeriklerin yayılmasına karşı daha duyarlı olmalı.
Unutmayalım ki toplumların çürümesi bazen büyük savaşlarla değil, sessizce büyüyen dijital alışkanlıklarla başlar. Bugün ekranlarda “oyun” adıyla deneyimlenen şiddet, yarın sokaklarda ve hayatlarımızda gerçeğe dönüşebilir. Eğer dijital şiddet kültürüne karşı harekete geçmezsek, insanlık değerlerini ve toplumsal barışı korumak her geçen gün daha da zor olacak.