Sarıyer karşısında alınan yenilgiyi sadece tabelaya bakarak okumak, Boluspor’a haksızlık olur.
Bu maç kaybedilmedi; eksik kadro, çaresizlik ve kötü hakem yönetimi birleşince yenilgi adeta kaçınılmaz hale getirildi.
Boluspor sahaya çıktığında elindeki kadro, bir mücadele planından çok bir mecburiyet listesi gibiydi.
Alternatif yoktu.
Hamle şansı yoktu.
Bir oyuncu yorulduğunda kenara bakıldığında, umut verecek bir isim görünmüyordu.
Bu, teknik bir tercih değil; ekonomik sıkışmışlığın sahaya yansımasıydı.
Oyuncular ellerinden geleni yaptı, buna şüphe yok.
Ama futbol sadece niyetle oynanmıyor.
Dar rotasyon, haftalardır biriken mental ve fiziksel yorgunlukla birleşince, Boluspor daha maçın ortasında ayakta kalma mücadelesi vermeye başladı.
Yetmedi…
Maça eklenen bir başka faktör vardı ki, oyunun dengesini tamamen bozdu:
Kötü bir hakem yönetimi.
Takdir hakları tek taraflı kullanıldı.
Boluspor’un sertliğe maruz kaldığı anlarda düdük sustu,
Oyunun temposunu ayarlaması gereken hakem,
krizi yönetmek yerine krizi derinleştirdi.
Bu şartlar altında Sarıyer karşısında direnmek bile başlı başına bir başarıydı.
Ama futbolun acı gerçeği şu:
Şartlar bu kadar aleyhineyse, direnç de bir yere kadar yetiyor.
Bu yenilgi ne sadece futbolcuların,
ne de teknik heyetin hanesine yazılmalı.
Asıl sorulması gereken soru şudur:
Boluspor neden bu kadar eksik, bu kadar çaresiz bir kadroyla sahaya çıkmak zorunda kaldı?
Cevap sahada değil, aylar öncesinde…
Kongrede, boş verilen destek çağrılarında,
“bir şekilde döner” denilen ekonomik gerçeklerde saklı.
Sarıyer maçı bize bir şey daha gösterdi:
Boluspor bu şekilde sadece rakiplerle değil,
şartlarla da mücadele ediyor.
Ve bu şartlar değişmezse,
bugün kaçınılmaz olan yenilgiler,
yarın alışılmış hale gelir.
Boluspor hâlâ ayakta.
Ama ayakta kalmak yetmez.
Sahip çıkılmazsa, bu sessizlik yarın çok daha ağır bir çöküşe dönüşür.
Son sözüm şehre:
Boluspor sizden mucize istemiyor.
Sadece hatırlanmak, sahip çıkılmak ve yalnız bırakılmamayı istiyor.
Asıl tehlike de tam olarak budur.