
Bir zamanlar öğretmenlerimiz vardı bizim…
O elleri öpülesiler, ana baba tarafından ‘eti senin kemiği benim’ diyerek kendisine emanet edilen öğrencilerini bilgiyle donatır, öğretirken de EĞİTİRLERDİ.
Çünkü eğitimsiz bireylerin yarınlarda toplum düzenini bozan, kanun kural tanımayan ve kendisine ve topluma zarar veren insanlar olacaklarını bilirler ve bu yüzden eğitim ve öğretimi harmanlayarak topluma kaliteli bireyler yetiştirirlerdi.
***
Sonra anlaşılmaz bir şeyler oldu. Bu ülkenin her kademesine donanımlı insan yetiştiren öğretmen düz memur ile aynı kefeye konuldu.
Sınıfında ki değişik karakterdeki her öğrenci için ayrı bir role bürünen bu muhteşem sanatçı, fabrikada ki üretim bandı sanıldı.
Yetmedi…
Veli üzerinden siyaset yapıldı.
‘ Veliyi üzeni ben de üzerim' denilerek velinin gönlü hoş edildi, öğrenciyi ise arsızlaştı.
Yetmedi…
‘Alo şikâyet’ hattı açıldı. Önüne gelen herkes öğretmeni ipe sapa gelmez şeylerden şikâyete başladı.
Sonrasında ise elma ile armut birbirine karıştı.
Haaa! Hak eden öğretmenler yok muydu?
Elbette vardı…
Nasıl her meslekte karaktersizler varsa öğretmenler arasında da vardı.
Ama ölçü kaçtı.
***
Bu süreçte elleri kolları bağlanan öğretmenler, sahipsizliğin ve çaresizliğin beraberinde getirdiği çöküntüyle içleri yana yana dersini verdi gitti.
Öğretti; ama eğitmekten vazgeçti.
Eğitimin ilk basamağında olan anneler babalar ise hayat şartları yüzünden, çocuklarına zaman ayıramadılar.
Vakti olanlar ise günlerini, televizyon başında, magazin programlarına bakarak geçirdiler.
Bazıları da çocuklarına bilgisayar, tablet, cep telefonu almakla, özel hocalar tutmakla, velilik görevlerini yaptıklarını sandılar.
Ciğerparelerini, gözbebeklerini göz göre göre yaktılar.
Oysa unuttukları bir şey vardı…
Hiçbir cihaz anne şefkatinin yerini tutamazdı. Hiçbir özel ders bir babanın ilgisinin yerini dolduramazdı.
***
Geldiğimiz nokta tesadüf değil.
Çünkü böylesine kör olan Aslı’nın, sağır olacaktı Kerem’i…
Ve şimdi…
Öğretmeni etkisiz eleman haline getiren siyasilerde, ‘Kendisi himmete muhtaç dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede’ durumunda olan veliler de dâhil olmak üzere herkes aynı soruyu soruyor:
‘Ne olacak bu evlatlarımızın hali?'
***
Herkes çözüm arıyor…
Okullarda güvenlik tedbirleri artırılsın diyenlerde var, psikologlar bulundurulsun diyenlerde.
İyi de…
Bunlar okul içi tedbirler.
Ya okul dışı…
Toplum kurallarını, doğruyu yanlışı, güzeli çirkini öğrenemeyen bir öğrenci okul dışında ne yapacak?
***
Benim görüşüm şu:
Eğer çocuklarımızı içinde bulunduğumuz bu olumsuzluklardan kurtarmak istiyorsak, önce eğitimin birinci basamağı olan VELİLERİMİZİ eğitmeliyiz.
Her veliye ulaşmak zor…
O zaman velileri okullarda toplamalı, konferanslar ile bilinçlendirmeliyiz.
Türkiye de 90 binden fazla cami, yaklaşık 145 bin din görevlimiz var. Cuma günleri milyonlar aynı anda bir araya geliyor.
Bu imkân doğru kullanılırsa, din görevlilerimiz aracılığı ile hutbe ve vaazlarda bu konu işlenmeli; baba üzerinden anneye ve çocuklara ulaşmalıyız.
***
Eğitim sadece okulda değil, önce ailede başlar. Veliler BİLİNÇLENMEDEN, öğretmen GÜÇLENMEDEN bu sorun çözülmez.
Öğretmen diyor ki:
‘Bana hak ettiğim değeri verin, ben görevimi yaparım’
İşin özü:
ÖĞRETMENİMİZİ GERİ VERİN!