Geçtiğimiz senelerde emeklinin durumu ile ilgili yazılarımı, Nasreddin Hocamızın ve Temel’in fıkralarına uyarlayıp paylaşmıştım.

Yapılan son zamlardan sonra gördük ki emeklinin durumu hemşerimiz Neyzen Tevfik’in,‘ Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti’ dediği gibi.

Bu haftaki yazımızda geçmişten iki fıkra aldım, iki de yeni fıkra daha uyarladım ya da uydurdum.

Gülerken düşündürelim, düşündürürken gülelim.

***

Hoca kimin cenaze namazını kıldırıyorsun?

Nasrettin Hoca emekli olmuş. Ama devletin verdiği maaşla geçinemiyor, derdini de kimselere dinletemiyormuş. ‘Ne yapayım, ne edeyim’ diye düşünürken boş musalla taşının başına gitmiş dua etmeye başlamış.

Hocayı böyle görenler, merak etmiş, arkasında birikmiş. Kalabalık gitgide büyümüş. Ortada bir cenaze olmadığını görenler, kendi arasında gülüşmeye başlamış. Bunu duyan Hoca arkasını dönüp bağırmış: ‘Be hey Müslümanlar! Görmez misiniz ki cenaze namazı kılıyorum.’

Biri atılmış, ‘Hoca kimin cenaze namazını kılıyorsun?’

Hoca cevap vermiş, ‘Kendi cenaze namazımı’

***

Yanmışları atma

Emeklilerin, memurların, hali vakti yerinde olanların beraberce oturduğu kahvehanede yangın çıkar. Temel ile Dursun yangına koşarlar.

Temel Dursun’a der ki; ‘Gir camdan içeri, insanları çıkar’

Dursun pencereden içeriye girer, önce çalışan bir memur atar, Temel tutar. Ardından hali vakti yerinde olan bir vatandaşı daha atar, Temel onu da tutar.

Dursun, bir emekliyi atar; Temel tutmaz. Ardından bir emekli daha atar, Temel onu da tutmaz.

Aşağıdan Dursun’a bağırır; ‘ Ula Temeeel! Yanmışları atma, vakit kaybediyoruz.’

***

Bu kadar yükü emekli nasıl taşısın

Emekli olan Nasrettin Hoca bir gün eşek kılığına girmiş, anırıyor. Hocayı böyle görenler şaşırmışlar.

‘Hocam sen yıllarını verdin bu ülkeye, bu ne hal. Yaptığın sana yakışıyor mu?’ diye sormuşlar.

‘Ne yapayım’ demiş, Hoca, ‘Bir tarafta yağmur gibi yağan zamlar, öbür tarafta emekli maaşımıza gelen bu ufacık zam. Üzerimde olan bu kadar ağır yükü emekli Nasrettin Hoca nasıl taşısın?

Bu yükü, çekse çekse bizim CEFAKÂR çeker dedim’

***

Küçük kıyamet, büyük kıyamet

Nasreddin Hoca çatıya çıkmak için merdiveni tutacak birilerini ararken, oradan geçmekte olan iktidar partililerini görmüş; onlardan yardım istemiş. ’Sıkıca tutun’ demeyi de ihmal etmemiş.

Siyasetçiler kendi aralarında havadan sudan konuşmaya başlayınca merdivende bulunan hocayı unutmuşlar. Hoca sallanmaya başlamış, düşmekten son anda kurtulmuş.

Hocanın tavanda işi bitmiş. Bahçede çaylar içilirken siyasetçiler sormuşlar: ’Hocam küçük kıyamet nedir, büyük kıyamet nedir?’

Hoca demiş ki, ‘ Hani bir ara beni unutup, merdivenden düşürüyordunuz ya; o küçük kıyametti’ demiş.

Siyasetçiler anlamamışlar, ‘o ne demek?’ diye sormuşlar. ‘Bizim halimizden anlamadınız. Bizde YEREL SEÇİMLERDE oylarımızı muhalefete verdik. Bu sizin KÜÇÜK KIYAMETİNİZDİ’ demiş.

‘Bunu anladık peki, BÜYÜK KIYAMET nedir hocam?’

‘Eğer ilerleyen zamanlarda emekliye, dar gelirliye asgari ücretliye insan gibi yaşayacak bir maaş vermezseniz onu da GENEL SEÇİMLERDE görürsünüz.’ diye cevap vermiş.

***

Hep diyoruz ya, izahı olmayanın mizahı olur diye, biz de bu hafta böyle bir yol seçtik. Sürç ü lisan etmişsek af ola.

Verilen emekli zammı bereketli ola, evlerimiz huzur dola.