Beni tanıyanlar bilirler. Hatta çoğu yerde de anlatıyorum; hiç okula ya da özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine gitmedim ve eksikliğini de hiçbir zaman hissetmedim. Belki de en büyük şansım, eğitimcilerle dolu bir aileye sahip olmaktı. İnanın, küçükken en iyi arkadaşlarım öğretmenler ve eğitimcilerdi. Hâlâ da bu değişmemiştir. Öğretmenlerle ve eğitimcilerle aram çok iyidir ve kendimi geliştirmek için onlardan hâlâ çaktırmadan bir şeyler öğrenme gayretim vardır.
Mesela okuma yazmayı, komşumuz olan genç bir öğretmen ablanın okuldan sonra her gün yanıma gelip bir saat benimle çalışması sayesinde öğrendim. Üç ay sonunda bu eğitim bitmişti. Bilgisayar kullanmayı ise komşumuz olan bir bilgisayar öğretmeninden sadece iki saatte öğrendim. Benimle çalışan öğretmenlerim hep şunu derdi:
“Onur, ne anlatırsak anlıyorsun, görsel hafızan çok iyi.”
Bilmiyorum öyle miyim ama çabuk öğrendiğimi ve araştırarak kendimi geliştirdiğimi söyleyebilirim. Okula gitseydim, herhâlde şu anda yaptığım ve başardığım şeylerin çoğunu yapamazdım gibi hissediyorum. Tabii bu çabuk öğrenme, araştırma ve geliştirme meselesi benim bireysel özelliklerim. Yani burada “okul gerekli değil” gibi bir mesaj vermek istemem; tam tersine okul da, kendini geliştirmeye yarayan her türlü eğitim de her yerde, her yaşta olmalı. Ancak maalesef ezberci, şıklara dayalı bir eğitim sistemimiz var. Benim hayatımda “tek şık doğru” diye bir şey yok mesela.
Neyse, şimdi eğitim sisteminin hantal yapısını ve insanların yaratıcılığını nasıl törpülediğini anlatmaya kalkarsam tüm gazeteyi bana vermeleri gerekir. Hem bu yazıyı seslendiren arkadaşlar da okurken zorlanır. Benim anlatmak istediğim şey şu: Eğitim her yaşta önemlidir. Hele ki engellenen ve özel gereksinimli bireylerin, yaşları kaç olursa olsun eğitim almaları ve kendilerini geliştirmeleri, ilaçlardan bile daha iyi gelen bir şeydir.
Durum böyleyken ülkemize baktığımızda üzülerek gördüğümüz bir tablo çıkar karşımıza. Çünkü devlet, engellenen ve özel gereksinimli bireylerin aylık 8 saat bireysel, 4 saat de grup eğitimi almasını desteklemektedir. Ancak bu eğitimin içinde sadece okuma yazma yoktur; fizik tedavi gibi destekler de bu 8 saatin içine sayılabilmektedir. Böyle bakıldığında öğrenme güçlüğü çeken ve özel olarak ilgilenilmesi gereken arkadaşlarımız için bu süre yeterli midir?
Şimdi bana “Onur, sen o kadar bile eğitim almamışsın, neler yapıyorsun?” diyenler olabilir. Ancak benim durumum çok farklı. Zaten konu ben değilim.
2026 Ocak ayının başlarında Millî Eğitim Bakanlığı Bilişim Sisteminde (MEBBİS) engellenen bireyler için 27 yaş eğitim sınırlaması yaşandı. Gerçi ilgili kurumlar ve yöneticiler bunun teknik bir hata olduğunu söylediler ve sistem düzeltildi. Ancak ben bilgisayarlardan ve yazılımlardan iyi anladığımı düşünüyorum. Bu yüzden bir sistemin ya da yazılımın kendiliğinden böyle bir yaş sınırı koymasının çok düşük bir ihtimal, yani oldukça zor olduğunu söyleyebilirim. Umarım ileride bu olaydan sonra herkesin aklına gelen şey yapılmaz; bir yerlere virüs falan bulaşmaz, elektronik devreler kısa devre yapmaz ve böyle “teknik” sorunlar bir daha yaşanmaz.
Evet, bu anlatım biraz manalı oldu, sizi biraz gülümsetti ama demek istediğimi kibarca dile getirdiğimi sanıyorum. Kamuoyunu meşgul eden bu konuda şimdilik bir kısıtlama olmadığını net bir şekilde söyleyebilirim. Ayrıca esas bizim konuşmamız ve sorgulamamız gereken şey bunlar değil. Bu kısıtlamalar kesinlikle olmamalı. Engellenen bireylerin eğitimi her yaşta devam etmelidir; bu tartışılmaz bir gerçektir.
Esas konuşmamız ve tartışmamız gereken konu şudur:
Gelişmiş ülkelerde engellenen bireylere ayda 24 saate varan eğitimler verilirken, bizde neden sadece 8 saat devlet destekli eğitim var? Bunu artırmak için yetkililer neden bir şeyler yapmıyor? 24 saat nerede, 8 saat nerede? Çıkıp bunu yetkili biri yanıtlayabilir mi? Birileri bu konuyu gerçekten tartışabilir mi?
Artık kısıtlamaları ve sınırlamaları konuşmak yerine, eğitimi daha iyi nasıl yaparız bunu tartışmalıyız. Engellenen bireyler için daha iyi imkânlar sunmalı, hatta ailemin ve eğitimci arkadaşlarımın bana yaptığı gibi bire bir eğitimler vermeliyiz. Coğrafyanın kader olmadığını ispatlamalıyız. Ülkece bunları yapacak gücümüz de var, imkânlarımız da. Biraz düşünüp etrafımıza bakmamız ve eğitimin her yaşta, her yerde insanlar için vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu unutmamamız yeterli…