Derdimiz var, derdimiz. Gitmediğimiz yer çalmadığımız kapı kalmadı.

Kimseler derdimize derman olmadı.

Çevremde bulunan insanlar bıyık altından gülerek ‘Hoca! Derdini bir de Marko Paşaya anlat’ dediler.

***

Marko Paşa kim?

Sultan Abdülaziz’in hekimbaşısı, II. Abdülhamid döneminin de Meclis-i Âyan (Senato) üyeliği görevinde bulunmuş Rum azınlıktan olan bir kişi. En iyi özelliği ise iyi bir dinleyici olması…

Onun içindir ki bir konu da çözümsüzlük olduğunda veya çaresiz kalındığında, ‘Git, derdini Marko Paşa’ya anlat” derlermiş.

Sıkıntısı olanlarda Marko Paşa’ya giderler, dertlerini anlatırlarmış. Marko Paşa onları dikkat ve sabırla dinler, sonunda, ‘Anladık anladık, ama mesele nedir?” dermiş.

Vatandaş, ‘Paşa her halde anlayamadı’ diye düşünerek başa döner, tekrar anlatırmış derdini. Bu durum devamlı tekrarlanınca, vatandaş sessizce, pılısını pırtısını toplar, oradan uzaklaşırmış.

Bana, ‘Hoca! Derdini bir de Marko Paşaya anlat’ diyenlerin bıyık altından gülme nedenleri bu.

***

Marko Paşa hekim, mirliva (Tuğgeneral) ama aynı zamanda da KIZILAY’ ın kurucusu.

Yaklaşık 8-9 seneden beri bir çözüm bulunamayan KIZILAY HAMAMI’nın harabe halinde ortada kalması konusunda yetkili ve etkili kimselerin takındığı tavır aynen Marko Paşa’nın ‘ ‘Anladık anladık, ama mesele nedir?’ tavrı.

İnsan birçok şeye muhatap olur; birçok kapı, çalan için yol olur. Çalan, yorulur; çalınan kapı ise yerinde durur. Gıcırtısı bile duyulmaz. Öylece durur ya; Kızılay yetkilileri de, nezaketle, tebessümle derdimizi dinliyorlar; ‘Tamam! ‘diyorlar; gelgelelim derdimize çare olmuyorlar.

Haydi, Marko Paşa Rum’du. Osmanlıcadan çok fazla anlamıyor iyi konuşamıyordu. Ama biz TÜRKÇE yazıyor, TÜRKÇE konuşuyor, TÜRKÇE anlatıyoruz. Söylediklerimizi, yazdıklarımızı gayet iyi anlayan Kızılay ilgililerin anlamazdan gelmelerini bir türlü anlayamıyoruz.

***

Kızılay Hamamı konusunu tekrar gündeme taşımamın nedenini anlatayım. Bu konu pek çok defa gündeme geldi. Ben de pek çok yazı yazdım. En sonda 19 10. 2025 tarihinde tekrar hatırlattım.

Benim yazımdan mı etkilendiler, yoksa daha önceden ayarlanmış bir program mıydı bilemiyorum. Ama yazımdan 3 gün sonra Kızılay Genel Merkezinden görevliler geldiler.‘ Hayır, mı?’ diye sorduk, ‘Bu defa kesin tamam’ dediler, müjde verdiler.

***

Geçtiğimiz hafta Kızılay Hamamı’nın orada bulunan Koçak Mescidi’ ne namaz kılmaya giden bir dostum telefonla aradı. ‘Hocam hamamın önüne yine gelenler oldu’ dedi.

Sevindim, ’herhalde imzalar atıldı’ dedim.

Ancak yine üzgünüz.

‘Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Cinler cirit oynarken eski hamam içinde. Dırıltıydı, mırıltıydı, zırıltıydı, proje yeniden yapıldıydı. Hamamcının tası yok, hamamın kubbesi yok. KIZILAY’ ın bahanesi çok’ derken tekrar başa dönmüşüz.

***

Marko Paşam!

Lafı çok fazla uzatmayacağım. Kızılay Hamamı’nın restorasyonu konusunda Bolulular hep kandırılıyor.

Ya derdimize çare olup çözer; işleri ÇÖZEN Marko Paşa olarak anılırsın, ya da dinleyen ama ÇÖZÜM ÜRETMEYEN biri olarak.

KIZILAY Hamamı’nın işi yine çözülmez ise bu defa KIZILHAÇ’ tan yardım isteyeceğim haberin olsun.