Satranç bir strateji ve akıl oyunudur.
Bu oyunu oynayanlar iyi bilir: Hamlelerinizi doğru planlamalı, rakibin olası hamlelerini öngörmeli ve taşlarınızı doğru karelere sürerek oyunun hâkimiyetini ele almalısınız.
Devletlerin diplomatik ve stratejik hamleleri de çoğu zaman satrancın bu temel ilkeleriyle benzeştirilir. Çünkü devlet aklı; sabır, öngörü ve doğru zamanda doğru hamleyi yapabilme iradesi ister.
Şunu çok iyi biliyoruz ki ülkemizin aleyhine oyun kuranlar, farklı dönemlerde ve farklı aktörlerle hiçbir zaman eksik olmadı. Çok şükür bugüne kadar muvaffak olamadılar. İnşallah bundan sonra da olamayacaklar.
Siyonizm’in ve onun taşeronlarının, uzun yıllardır terör üzerinden ülkemizin iç ve sınır güvenliğini tehdit ederek sürdürdükleri büyük oyun devam ederken; kendilerini hiç beklemedikleri yeni bir satrancın içinde buldular.
Liderimiz Devlet Bahçeli’nin başlattığı Terörsüz Türkiye süreci, bu yeni oyunun ilk ve en sarsıcı hamlesiydi.
22 Ekim 2024’te liderimiz satranç tahtasını ortaya koydu ve devletimiz adına stratejik hamlelerini yapmaya başladı.
Hedef belliydi: Terör, şah mat olacaktı.
Liderimizin yaptığı açıklamalar, ilk günden itibaren neredeyse tüm çevrelerde şaşkınlıkla karşılandı. Toplumun geniş kesimleri bu söylemleri anlamakta zorlandı. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, İmralı’ya çağrılarda bulunuyor, DEM Partisine açık bir mesaj veriyordu:
“Madem her barış ortamı ihtimalinde İmralı’daki önderinizi öne sürüyor ve onsuz barış olmaz diyorsunuz; o hâlde önderiniz çıksın, örgütünü lağvetsin ve silahları bıraktırsın.
Terörle aranıza net bir mesafe koyun.
Türkiye partisi olmak istiyorsanız da buyurun.
Türk-Kürt kardeşliğini, sonsuza kadar bozulmayacak şekilde yeniden inşa edelim.”
Bu süreçte muhalefet cephesi yaylarını gerdi, zehirli oklarını kuşandı. Ahlaktan ve edepten yoksun bir dille Liderimizi, devletimizi bölmeye teşebbüs etmekle itham ettiler. Süreci, kendi siyasi alanlarını genişletmek için bir fırsat olarak gören bu çevreler; söylenenler ile neyin hedeflediğini, nereye varılmak istediğini anlamaya çalışmadan söylemler üzerinde tepindiler.
Oysa Liderimiz, yaptığı her hamleden emindi.
İlk hamlelerle PKK’ya silah bıraktırıldı ve terör örgütü ülkemiz topraklarından çekildi.
Ardından SDG/YPG’yi bu sürecin dışında tutup, ülkemizde yürütecekleri terörizmde maşa olarak kullanmaya devam etmek isteyen odaklara karşı hamle İmralı üzerinden devam ettirildi.
“İmralı çıksın, çağrısını yenilesin; SDG/YPG 10 Mart Mutabakatı’na uymalıdır. SDG/YPG, İmralı’daki önderini dinlemelidir.” denilerek; sınırlarımızdaki terör unsurlarının temizlenmesi ve Ahmet Şara yönetimindeki Suriye devletinin üniter yapısının tesis edilmesi konusundaki kararlılık açıkça ortaya konuldu.
Ancak SDG/YPG, İmralı’yı dinlemedi.
İsrail’in gözünün içine baktı.
Böylece DEM partisinin yıllardır hem ülkemizde hem de sınırlarımızda barışın önündeki en büyük engel olarak öne sürdüğü “Biz önderimiz ne derse onu yaparız” söyleminin, Suriye’nin kuzeyindeki SDG/YPG açısından o kadar da belirleyici olmadığı net bir şekilde ortaya çıktı.
SDG/YPG’nin gerçek önderinin İmralı değil, İsrail olduğu herkes tarafından görüldü.
10 Mart Mutabakatına uyulması için verilen süre, Aralık 2025 itibarıyla doldu. Türkiye, terörün bitirilmesine yönelik iradesinden en küçük bir sapma olmadığını; sınır ötesi harekâta hazır olduğunu ve askerî operasyon seçeneğinin hâlâ masada bulunduğunu açıkça ilan etti.
Nihayetinde Suriye ordusu, gerekli askerî müdahaleleri yaparak SDG/YPG’yi mutabakat şartlarına —hatta yeniden düzenlenen hâliyle SDG/YPG açısından daha ağır şartlar altında— uymak zorunda bıraktı.
Peki, satranç bitti mi?
Hayır.
Peki ne zaman bitecek?
Ülkemiz içinde, sınırlarımızda ve bölgemizde; devletimizin bölünmez bütünlüğünü tehdit eden tek bir terör unsurunun dahi kalmadığı, barışın ve kardeşliğin tam manasıyla hâkim olduğu, yani Terörsüz Türkiye nihai hedefi gerçekleştiği ana kadar bu satranç devam edecektir.
Bu süreçte okuyucularıma naçizane tavsiyem ise şudur:
Liderimizi takip edin ve gönlünüz rahat olsun.
Çünkü Liderimizin aklı da fikri de her daim Türkiye’dir, Türk Milleti’dir.