31 Ekim Cuma-2 Kasım Pazar 2025 tarihleri arasında üç tam gün, 2 gece konaklamalı, emekli öğretmen Lütfiye Özkan hocamızın organizasyonu ile çoğunluğu emekli öğretmenlerden oluşan bir grup ile Yunan adalarından Sakız Adasına gittik. Bolu’dan yaklaşık 10 saat süren otobüs yolculuğu ile Çeşme’ye geldik. Çeşme’den de 30 dakika süren feribot yolculuğu ile Sakız Adasına vardık.
Sakız Adasına sadece deniz ve uçak yolculuğu ile gidilebiliyor. Türkiye’den Adaya uçak kalkmıyor, sadece deniz yolculuğu ile ulaşılıyor. Uçak ise Atina üzerinden yapılıyormuş, o da zaten bize uymuyor.
Sakız Adası, 904 kilometrekarelik yüzölçümü ile Yunanistan’nın en büyük 5. Adası ve Çeşme’ye sadece 8 km. uzaklıkta. Nüfusu 54 bin civarında. 2025 yılında Sakız’a 195.240 turist gelmiş, bunlardan 131.324’ünü Türk turistler oluşturuyormuş. Yani adaya en çok Türkler gidiyor. Biz de gezerken ağırlıklı olarak Türk turistler vardı.
Türkiye’de artık her şey ateş pahası olunca tatil yapmak da lüks oldu. Yunan adalarında yiyecek, içecek ve konaklama daha ucuz olunca haliyle Türkler de bu adaları tercih ediyor. Bu adalarda özellikle deniz ürünleri çok ucuz, porsiyonlar büyük ve lezzetli. Yerleşim yerleri, sokakları çok sakin ve temiz. Kalamar ve karides porsiyonları doyurucu ve çok güzel. Ben de burada neredeyse her öğünde kalamar ve karides yedim diyebilirim.
Sakız Adası, 1566-1912 yılları arasında Osmanlı egemenliği altında kalmış. Kanuni Sultan Süleyman 15 Nisan 1566 tarihinde 70 parçalık donanma ile Piyale Paşa komutasında, ada yönetiminden memnun olmayan bazı Rum ve Cenevizlilerin de yardımıyla adayı fethediyor. Yaklaşık 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Sakız Adasında çok sayıda Osmanlı eseri var. En önemlileri Osmanlı Hamamı, Mecidiye Camii, Abdülhamit Çeşmesi, Melek Paşa Çeşmesi, Osmaniye Camii, Bayraklı Camii, Osmanlı Mezarlığı. Bu eserlerin çoğunu gördük ve atalarımızın emeklerini düşünerek duygulandık.
Sakız Adası, bilindiği gibi ismini sakız ağaçlarından üretilen sakızdan alıyor. Koruma altına alınan bu ağaçlar çok ilginç ve boyları uzun değil. Yaprakları küçük ve damla sakızı kokuyor. Ağaçların dallarına çizik atılıyor ve ağaç altları düzleştirilerek kireç dökülüyor. Çiziklerden damla damla akan sakızlar toprağa yapışmasın ve kirlenmesin diye dökülen kireçlerin üstüne düşüyor ve buradan toplanan sakızlardan sakız reçeli, sakızlı şekerlemeler, sakızlı macun, sakızlı kurabiye, sakız likörü yapılıyor. Tüm dünyaya da sakızlar buradan gidiyormuş. Ancak çok pahalı bir ürün, küçücük poşetlerde 10-20-50-100 gram satılan damla sakızları 5-10 Euro’dan başlıyor.
Rehberimiz Mehmet Bey, Türkiye’de de bu sakız ağaçlarından yetiştirilmeye çok çalışıldığını, özellikle iklim uygunluğu düşünülerek Alaçatı’da bu sakız ağaçlarından dikildiğini, ancak ürün alınamadığını söyledi.
Sakız’da yel değirmenleri çok meşhur. Artık kullanılmayan bu Değirmenler deniz kenarında turistlerin ziyaretine açılmış durumda. Herkes bol bol fotoğraf çekiyor. Biz de fotoğraf ve videolar çekerek anılarımıza ekledik.
Adada 60 civarında köyün bulunduğunu söyledi rehberimiz Mehmet Bey. Bu köylerden en meşhurlarından biri de Mesta köyüydü. 13. yüzyıldan kalma köyde 250 kişi yaşıyormuş. Beşgen bir kale içinde kalan bu yerleşim yeri tamamen taş evlerden oluşuyor. Araçların giremediği ve sadece yayaların gezebildiği kalın ve yüksek duvarlarla ve tünellerle çevrili Mesta’da adanın en büyük kilisesi mevcut. Labirent gibi tünel ve sokaklar Cenevizliler tarafından korsanlardan korunmak ve saklanmak amaçlı olarak yapılmış. Gezerken hayretler içinde kaldım ve insanlar ne korkular içinde buralarda yaşamışlar diye düşündüm.
Bir diğer enteresan yer de Pyrgi’ydi. Etrafı kale ile çevrili olan ve Cenevizliler tarafından yapılan bu evlerin dış cepheleri çatallarla sıvaya oyularak geometrik şekiller verilerek yapılmış. Binaların yüzeyleri o kadar güzel görünüyor ki, her sokağına hayran kaldık ve bol bol fotoğraf ve videolar çektik.
Syki Ada, bir başka durağımızdı. Beyaz boyalı evleri, balık çiftlikleri ve kayalıklar üzerinde beyaz bir Şapel bulunan balıkçı köyü, pırıl pırıl denizi ile meşhur.
Cumartesi akşamı da her Yunan Adası gezimizde olduğu gibi müzikli tavernaya gittik. Canlı müzik eşliğinde Yunanlılarla birlikte şarkılar söyledik, oyunlar oynadık ve halaylar çektik.
Sakız Adası, tertemiz denizi, sahil kenarlarında bulunan şirin restoran ve kafeleri ile çok temiz ve huzurlu bir ada. Yunanlılar turizmin değerini anlamışlar ve buna göre davranıyorlar. Artık Türk kahvesi de yapıyorlar ve adına da Yunan Kahvesi diyorlar. Rakımızı, baklavamızı, cacığımızı kendilerine mal ettikleri gibi neyimiz meşhur oluyorsa, hemen taklit edip kendi ürünleri gibi pazarlıyorlar.
Ayrıca tarihi eserlerinin kıymetini bilerek koruyorlar. Onların da turizm alanında bizden öğrendikleri var. Biz de kendi değerlerimize sahip çıkarak doğal ve tarihi değerlerinizi koruyalım ve artık onlara imrenmeyelim diyorum.