Kıbrıscık, ilimizin güneyinde yer alan en küçük ilçemiz. Bolu merkeze 83 kilometre mesafede bulunan Kıbrıscık’a şahane doğa manzaraları ile yaklaşık 1,5 saatte gidiliyor. Nüfusu 3.200 civarında olan Kıbrıscık son zamanlarda ilçe olma konumunu nüfus azlığı nedeniyle kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Kıbrıscık’ın tarihi çok eskilere dayanıyor. Orta Asya’nın Kırgızistan ovalarında tarım ve hayvancılıkla uğraşan Kırgız Türkleri, kuraklık ve Çin’le yaşanan sorunlar yüzünden Anadolu’ya göç ediyorlar ve Kıbrıscık’a yerleşiyorlar.

Kıbrıscık isminin de, şimdiki adı Aladağ Çayı olan ve kutsal gür su anlamına gelen İlkçağlardaki ismi Kyberis’ten geldiği söyleniyor.
Kıbrıscık denince ilk akla gelen çok meşhur ve çok sevilen Kıbrıscık pirinci, Çeltikdere vadisinde yetişiyor. Aynı zamanda Kıbrıscık’ın tescilli ürünü olan meşhur karakılçık pirinci, yani Kıbrıscık pirinci ata tohumlarından geliyor ve çok lezzetli, besleyici ve diğer pirinçlere göre piştiğinde çok artıyor.
Kıbrıscık’tan; henüz hak ettiği değeri bulamamış Anadolu’nun saklı mücevherleri arasında sayılan Kalsedon taşı çıkıyor. Kıbrıscık kalsedonu olarak adlandırılan bu değerli taş, Köroğlu Dağları’nın sert coğrafyasında milyonlarca yıl önce gerçekleşen volkanik faaliyetler sonucunda, lavlardaki boşlukların silisli sularla dolmasıyla oluştuğu biliniyor. Kalsedon, kuvars grubuna ait, mikrokristalin (Gözle görülmeyecek kadar küçük kristalli) bir silis minerali. Beyaz, mavi, gri ve eflatun renkleriyle çok güzel olan bu taşlar, bölgenin volkanik tüfleri arasında damarlar veya yumrular (nodül) halinde bulunuyor. Uzmanlarca, oluşum süreci ve nadirliğiyle korunması gereken bir yer altı hazinesi ve dünya literatüründe kendine özel bir yer bulmaya aday eşsiz bir taş olarak kabul ediliyor.
Kıbrıscık Kalsedonunu diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri çok dayanıklı olması. Mohs sertlik cetveline göre 6,5-7 arasında olan bu taş, çizilmelere karşı çok dirençli ve mücevher işçiliğinde detaylı işlemeye (fasetli kesim veya kabaşon) uygun olduğu belirtiliyor. Mumsu bir parlaklığa sahip ve doğru işlendiğinde cam gibi parlıyor. Işığı geçirme özelliği (yarı şeffaflık) taşın derinliğini arttırıyor. Kıbrıscık’tan çıkan taşların gök mavisi ve lavanta tonları çok beğeniliyor ve ilgi görüyor.

Bu taş, ana yurdu Kıbrıscık ilçesi ve çevresindeki yüksek platolarda, özellikle Karaköy, Belen ve Yazıca köyleri civarındaki sarp arazilerde yoğun olarak bulunuyor. Çoğunlukla yüzeye yakın damarlar halinde bulunsa da, kaliteli numunelere ulaşmak için sabırlı bir yüzey araştırması ve uzmanlık gerekiyor.
Kıbrıscık Kalsedonu sadece bir süs eşyası değil, yerel kalkınmanın ve markalaşmanın bir anahtarı olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, bu taşın bölgede işlenmesi, “Kıbrıscık Kalsedonu” markasının tescillenmesi, bölgenin turizm ve zanaat potansiyelini arttıracağını, ham haliyle düşük değerli görünen bu taşın profesyonel bir atölyede işlendiğinde paha biçilmez bir taki veya sanat eserine dönüşeceğini söylüyorlar.
Kalsedon ismi Anadolu’dan gelen bir dünya mirası. Kalsedon taşının tüm dünyada kullanılan bilimsel adı (Chalcedony), aslında doğrudan bizim topraklarımızdan, İstanbul antik semti Kadıköy’den (Chalkedon) geliyor. Antik çağlarda Anadolu’dan çıkarılan bu taşlar Kadıköy limanından dünyaya ihraç edildiği için bu ismi almış. Kıbrıscık’taki yataklar, bu köklü Anadolu geleneğinin en saf damarlarından kabul ediliyor.

Kalsedon sadece süs eşyası olarak kullanılmamış; antik çağlarda o dönemin imzası ve güvencesi olarak kullanılmış. Sertliği ve pürüzsüz dokusu nedeniyle Hitit ve Urartu krallarının mühürleri Kalsedon taşından yapılmış ve bu taş otorite ve güveni simgeliyormuş.
Antik Roma’da ise Kalsedonun hitabet sanatını güçlendirdiğine inanılıyormuş. Rivayete göre dönemin ünlü avukatları ve hatipleri kalabalıklar önünde konuşurken seslerini gürleştirmek ve ikna kabiliyetlerini arttırmak için boyunlarında Kalsedon taşırlarmış. Bu yüzden Kalsedon, tarih boyunca “Konuşma Taşı” olarak anılmış.
Anadolu halkı arasında da bu taşa renginden ve değerinden dolayı “Mavi Altın” denmiş. Eski kültürlerde Kalsedonun nazardan koruduğuna ve negatif enerjiyi emdiğine inanılıyormuş. Savaşçıların kalkanlarına veya atların koşum takımlarına bu taştan parçalar ekleyerek kendilerini kazalardan korumaya çalıştıkları söyleniyor. Taşın o kendine has eflatun mavi tonunun zihni yatıştırdığı, uyku sorunlarını giderdiği ve kabusları engellediği anlatılır. Bu yönüyle Kalsedon, antik dönemde bir tür “Huzur Tılsımı” olarak kullanılmış.

Kıbrıscık Kalsedonu, Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra uzun bir süre sessizliğe gönülmüş, adeta unutulmuştur. Ancak 1970’li yıllarda jeologların ve yerel halkın keşifleriyle tekrar gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Günümüzde ise Kıbrıscık’ta bu taşın işlenmesi için kurulan atölyeler, sadece bir zanaatı değil, binlerce yıllık bir sanatı yeniden canlandırmaktadır.
Kaybolmaya yüz tutmuş bir hazinenin yeniden doğuşu, Kıbrıscık ilçemize her yönden büyük katkılar sağlayacaktır. Eğer bu taş “Kıbrıscık Kalsedonu” olarak tescillenirse, Dünya’da diğer kalsedonlardan (Brezilya, Hindistan veya Namibya kalsedonları) ayrışır. Özgünlük etiketi, taşın lüks tüketim pazarında (mücevher markaları, saat tasarımları) çok daha yüksek fiyatlarla alıcı bulmasını sağlayacaktır.
Not: Bu bilgileri Yaşamkent Muhtarı Sayın Derya Bayar’dan aldım. Sevgili Derya’ya çok teşekkür ediyorum.
