“Kuraklık doğa olayı, susuzluk yönetim sorunudur.”

Emel Ünal (Meteo.Müh.2026)

Değerli Erhan Beykoz’un gazetemizdeki (16 Aralık 2025) köşesinde dile getirdiği ; “Bolu’nun birçok sorunu olduğunu biliyorum ama su kadar önemli bir sorunu olmadığını bilmenizi isterim” sözlerine bütünüyle katılmaktayım.

Bolu su kaynakları yönetiminde henüz netliğe kavuşmamış Karadere ve çevresi İBB tahsisli sularla ilgili sorunlar çözüm beklemektedir.

Ancak sanırım, bu bağlantı sorunları çözülse bile, Bolu su kıtlığı sorununa çözüm için ; Çele Barajı yapımı için Hükümetçe ödenek ayrılmasına odaklanmak konusu uzun yıllarca ekolojik sürdürebilirlik politikası açısından tartışılmağa muhtaçtır.

Okumuş olduğum çevreci bilimsel kitap ve makaleler, raporlar nedeniyle pek de sıcak bakamıyor, alternatif çözümleri sorgulamamız gerektiğine inanmış olarak farklı düşünmekteyim.

Boluhalk Kütüphanesinden yararlandığım “Nehirler Kuruyunca” kitabı ( Fred Pearce 2009 ) su kıtlığına çözümde tüm düşüncelerimi altüst etti. Giderek barajlara övgü yerine yergilerin ve tartışmaların ağır bastığını gördüm.

Nehirler ve akarsular geçmişte içme suyu ve tarım için en önemli bir kaynak durumundayken, günümüzde enerji, ulaşım,sanayi ve turizm gibi faaliyetler açısından da büyük önem taşımaktadır. Akarsulardan faydalanma geniş alanlarda tarım yapabilmeye, tam yıl boyunca elektrik enerjisine daha önem kazanmış, en yoğun bir şekilde baraj yapımı ön plana çıkmıştır.

Oysa son yapılan araştırmalar ve raporlarda görülmüştür ki, yoğun kullanım ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir.

Hollandalı akademisyen Ted Veldkamp ve arkadaşları: barajların topluluklar üzerindeki etkisini araştırmak için planladıkları projede, dünyayı 50 km.lik karelere bölen bir modelleme çalışması oluşturmuşlardır.

Bu çalışmayı 1971 ila 2010 yılları arasında ki su kıtlığını değerlendirmek ve böylece baraj müdahalelerinden hidrolojik olarak kazananları ve kaybedenleri belirlemek için kullandılar.

Araştırma ekibi zaman içinde su kıtlığı yaşanan bölgelerde büyük bir yapılanma olduğunu tesbit etti. Nehir akışlarının yakalanmasından yukarı havzadaki insanlar faydalanırken, aşağıdakilerin ise susuz kaldığını saptadılar.

Araştırma sonuçlarına göre; dünya son on yıllarda barajlara tahminen 2 trilyon dolar harcandı. Ancak, bu faaliyetin küresel nüfusun % 23’ü daha az suya erişirken, sadece % 20 ‘sinin kazandığı yönünde.

Yakında su kıtlığı bölgelerinde bulunan insan sayısının 4 milyar olacağını belirlediler. Bir çoğu iklim değişikliğini suçluyor, ancak iklim değişikliği bu çalışmada yalnızca küçük bir unsur olarak kalıyor.

Ülkemizden akademisyen M.Emin Sönmez (2012) ;”Barajların mekan Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ve Türkiye’deki Etkileri” makalesinde; ülkemizdeki şiddetli erozyon nedeniyle baraj göllerinin büyük kesiminde siltasyon çok hızlı gelişmektedir. Örneğin Bayındır, Altınapa,Kemer vd. barajları ekonomik ömürlerini tamamlamış veya tamamlanmak üzeredir.” demektedir.

Çevre mühendisi Ercan Ayboğa, içme suyu temininde barajların tek çözüm olmadığını savunanlardan, “barajların içme suyu için kaçınılmaz değildir. Olaya daha sorgulayıcı bakarsak içme suyu barajlarının neredeyse hiç birine gerek olmadığı anlaşılacaktır.” demektedir.

Ayboğa;” evsel kullanım için en ideal su temini yeraltından, yani akiferlerden çıkarılan sudur. Bu kategoriye bildiğimiz geleneksel çeşmeler dahildir. Yeraltı suyunu normal şartlarda (yani kirletilmeme durumunda) ya hiç , ya da az arıtarak içebilirsiniz ,bu da az enerji harcamaya yol açar. Bu konuda en başta atılacak somut adım, sanayinin kullandığı suyu kentin içme suyu sisteminden mümkün oldukça ayırmaktır. Böylece ,kente gelmesi gereken temiz su miktarında ciddi düşüş geçekleşir. Böylece baraj kurmak isteyen grubun iddiasında su miktarının abartılı olduğu ortaya çıkar ve talep edilen barajların kurulmasına ihtiyaç kalmaz .Peki, sanayi su ihtiyacının nasıl karşılayacağına yanıt olarak, kentin atık suyunun arıtılarak, yağmur suyu veya başka temiz olmayan su kaynaklarını kullanabileceği önerilmektedir.

İkinci önlem su borularındaki kayıp miktarlarının düşürülmesidir.

İçme suyu israfı dikkate alınmalı, bilinçli su kullanımı (bahçe sulanması, araçların daha az yıkanması ,muslukların boşa akıtılmaması ,iyi bir teknik alt yapı önemli tedbirlerdir”diye barajın gereksizliğine dikkati çekmektedir.

TMMOB.Met.Müh.Odası Yön.Krl . Başk .Emel Ünal’a (2026) göre; Kuraklığın meteorolojik bir süreç olarak başladığı ,bu doğa olayının bir afete dönüşmesi yönetimsel tercihlerle ilgilidir .Büyük şehirlerdeki yaşanan su sorunları yalnızca yağış azlığıyla açıklanamaz ,yağışlar kısa sürede barajları doldursa bile , yanlış su yönetimi ve planlama sürdüğü sürece kentlerin gelecekte susuz kalması kaçınılmazdır. Asıl çözüm, barajların dolmasını beklemek değil, doğa olaylarını felakete dönüştüren sistemi görmek ve değiştirmektir” diyor.

Çevreci uzmanlar , su kuraklığı ve sel gibi olayların yalnızca iklim değişimine bağlanmasının su yönetimindeki yapısal sorunları görünmez kıldığı uyarısında bulunmaktadırlar.

Yağmur taneleri kadar bereketli bir Ramazan Ayı geçirmenizi dilerim.

KAYNAKLAR: Emel Ünal 2026: Türkiye’de Kuraklık kontrolu.SPD.

Mehmet Emin Sönmez 2012 : Barajların Mekan Üzerindeki Olumsuz Etkileri 2012

Fred Pearce 2009: Nehirler Kuruyunca.

Ercan AYBOĞA 2016 :İçme suyu temininde barajlar tek çözüm mü?Su Hakkı